Kaçak Bir Yazı...
‘‘Ölüm herkesin ilk aşkıdır, herkes ilk önce onu unutur bu yüzden...''
Kendine baktıkça insan, tabi bakabilirse kendi gözleriyle, büyük bir bulantı hissetmez mi? Modern hayatın kendi içindeki hesaplaşmaları içindeki insan, iş hayatı, aile ve geçim sıkıntısı içinde sıkışıp kaldığı için ‘ben'lik bilincini oluşturamamıştır. Hep kaçak yaşanmış günler ve ardından hızlı bir şekilde kalkan cenaze ile hayat denen olay sonlanmıştır. İnsanlar günümüzde ‘yaşamayı' unutmuştur. Sadece kendilerine verilen görevleri yapmak, uyumak, yemek yemek ve itaat etmek üzere kurulmuş hayatlar hiçbir iz bırakmadan dünyadan ayrılıyorlar.
Ölümse sürekli bizi takip etse de biz hayata öylesine sıkışıp kalmışız ki onu görmüyoruz bile. Kundaklandığımız günden bu yana hep nefesi ensemizde olan, başkalarının başına geleceğine inandığımız fakat asla kendimiz için düşünmediğimiz ölüm bize aşkı hediye eder sonunda. Tarih denen yalan dolan içinde insanın yaptığı hep ölüme meydan okumak olmuş. Kalıcı olabilmek, ölümsüz olabilmek ve hatırlanabilmek için büyük büyük yazıtlar, piramit mezarlar, zamana meydan okuyan kabartmalar yapmışlar. Yenmek istedikleri ölüm yolun sonunda onları karşılamış. Aslında en çok nefret edilen en yakında olması istenenmiş. Ölüm insanın doğduğu anda yırtılarak açılan ciğerlerinden yankılanan büyük bir acının sonuymuş. Herkes de sırf bu yüzden ölmeyi sonuna kadar arzularken bir yandan da hayalet olarak yaşamak istermiş.
Felsefe özellikle soruları temel almıştır ve soruların sebebini ölümle bağdaştırmıştır. Kişisel yönden herkesin sonu ölümle vuku bulduğundan felsefenin amacı öncelikle ölümü anlamak olmuştur. Felsefi ağırlığı olan şairlerin farklı bakış açıları yepyeni pencerelerin açılmasına olanak sağlamıştır fakat gerçek ve tek bir sonuca asla ulaşılamamıştır. Ölümü zamanla bağdaştırmıştır insan ve ölene kadar geçen süreye zaman demiştir. Bu süreye bir isim vermesi aslında insanın kendine isim vermesi demek değil midir? Attila İlhan An Gelir adlı şiirinde ‘görünmez bir mezarlıktır zaman, şairler dolaşır etrafında şiir söyleyerek...' diyerek zamanın aslında bir yanılsama olduğuna dikkat çekmiyor mu?
Kendini bilen insan, içindeki gündelik hırsları, kibri kapısının dışında tutabilen insan ölümü bir eziyet ya da filmin kötü bir şekilde bitmesi olarak ele almaz. Ölümü ilk aşkı olarak bilen insan onu asla unutmaz. Ona ulaştığı an hazır olmak ister. Bu da kendini tanımayla, bilgi sahibi olmakla olur. İçindeki insani farklılığı keşfederek hayatını geçiren kişi yazıtlar dikmese de kalıcı olur.