Bu hafta siyasi meselelerden değil, insandan bahsedeceğim, yani bizden. Modern hayat denilen düzende sıkışmış kalmış insandan, özgürlüklerine bağlı fakat bunları yaşayamayan insan. Her gün şehirlerde, her türlü haksızlıklara karşı direnen insan. Her şeye rağmen hayata gülen insan. Yani biz.
Türk milleti olarak tarihin başlangıcından beri aktör olmayı başarabilmiş bir ulusuz. Geçen bunca zaman ve yaşanan olaylarla yoğrulan kültürümüz en çok övündüğümüz özelliklerimizden biri. Kendimize has kıyafetlerimiz, dünyanın en zenginlerinden olan dilimiz ve benzersiz uyumumuzla bugüne başımız dik bir şekilde gelmeyi başardık. Geçen bunca zamana rağmen süregelen tek hatamız ise ilerleme konusundaki dikkatsizlik. Özellikle iki yüz yıldır gündemde olan batılılaşma terimi ve ardından bugün gündemdeki Avrupa Birliği'ne girme çabaları aslında aynı sonuca ulaşıyor. Bizim kültürümüzü, dilimizi ve bizi biz yapan bütün farklarımızı ortadan kaldırmaya çalışan bazı politikalar yüzünden şimdiye dek kültürümüz büyük yanlışlara sahne oldu. Birçok öğe yapay bir şekilde değişti, değiştirildi. Kültürün yaşayan bir varlık olduğunu, gidişatın normal olduğunu düşünenler olabilir, ancak unutmamaları gereken bir nokta var, kültürün ilerleyişi kendi içerinde gelişme şeklinde olmalıdır. Başka kültürlerden etkilenmeler olabilir, ancak bu asla taklit şeklinde olmamalıdır. Eskilerin sürekli yakındığı ‘genç nufüsün değiştiği ve giderek Türk imajından uzaklaşıldığı' hususu tamamen doğrudur. Gidilen nokta herhangi bir batı ülke kültürü ve gençliğidir. Bu sonuca hem dilin kullanımı hem de yaşantı değişimi yönünden ulaşılabilir.
Özellikle dil konusunda çok büyük ihmalkarlıklar yapılmakta, Türkçe adeta bir kenara itilmektedir. Bunda eğitim sisteminin de büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Kendi dilini doğru bir şekilde konuşamayan genç nesil doğal olarak diğer dillerin, özellikle de ingilizce, etkisi altında kalmıştır. Özellik karşılıklı konuşmalarda hitap biçimleri ve kullanılan sözcükler gitgide ‘bayağı' bir hal almıştır. Dili değişen bir ulusun kültürel alanda kendini koruyabilmesi de çok zordur.
Bu konuda medya ve magazin faktörü de tamamen zarar verici etkilere sahiptir. Yerel ve ülke çapındaki yayın organlarının kültürden uzaklaşması, magazin haberi adı altında niteliksiz bilgilerin paylaşılması, bütün bunlardan etkilenmeye hazır halde olan halkın da düşünsel yapısında gedikler açmıştır. Gerek düşünsel gerekse davranış konusunda kendi kültürümüzden gitgide uzaklaşmaktayız.
Bütün bu sosyal ve yaşamsal baskılar altında kalan Türk insanı ise ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Yapacağı seçimlerde geleneksel yöntemler kullanırken bir yandan da bütün olarak batıdan vazgeçememekte, bu da zihinsel yönde baskıya neden olmaktadır. Doğru kararlar vermede zorlandıkça, insan daha da kendinden uzaklaşmak, daha da başkalarına benzemek zorunda kalmıştır. Bu da gerçek anlamda bir kültür erozyonunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Elbette bu büyük bir sorundur ve çözülebilmesi için eğitime büyük iş düşmektedir. İnsan kültürüne uygun bir şekilde eğitilmelidir. Unutulmamalıdır ki şuan ilerlediğimiz yol bizi sokmak istedikleri bir kalıptır ve en kısa sürede ayağa kalkıp silkinmek gerekir...