16074,37%0,38
44,07% 0,18
51,23% 0,10
7247,94% 0,94
11873,13% 0,00
Titredi ruhumun bam tel
10 sene oldu sahnenin kokusunu alalı. Ve 10 yılda yüzlerce kez selamladım dünyanın en kutsal varlığını, insanı.
Takdir edildim.
Eleştirildim.
Alkışlandım.
Kimi zaman sahici çoğu zaman yapmacık güzellemelerle onore edilmeye çalışıldım.
Mesleğim bu olmalı dedim aç karnımı doyuramayınca eğitimimin ve hayat şartlarının türlü vesileleriyle yazıp çizmeye başladım. Kim bilir erken pes ettim belki de hayata karşı direnmeye.
Sonra elime kalemi aldım. Yaşadığım bu özel memleketin özel insanlarına daha özel şeyler verebileyim, düşüneyim, üreteyim, sunayım da sanatsız kalıp hayat damarlarından biri kopmuş can çekişen doyduğum kente yeniden can suyu verilsin diye yazdım durdum.
Ve yine üniversite tiyatrolarının perde açma zamanı geldi. Tiyatrosuz geçirdiğim, saçma sapan işlerimin yoğunluğundan dolayı ayağıma kadar gelen birçok oyunu dahi (Günay Keskin'in davetlerine çok istememe rağmen gidemedim. Üzgün olmakla birlikte vaktiyle sert atışmalar yaşadığımız organizatörümüzün son dönemde tiyatro izleyicisine yönelik adım atan tek adam olduğunu gördüm ve takdir ediyorum. Ticari ya da değil orası beni bağlamaz kaliteli prodüksiyonlar geldi Edirne'ye kardeşim çamur atmanın gereği yok.) izleyememenin bunaltısı ve 3 yıl emek verdiğim üniversite topluluklarına fiilen yardımcı olamamanın burukluğuyla salona koştum. Gidişat kötü, yine üzüldüm. Yapımlar azaldı, oyunların niceliği de niteliği de azaldı. Yapımlar yavanlaştı arkadaşlar, izleyicimiz daha da körleşti müdahale edelim. Tiyakomedram haricinde yenileşmeye dair adım atan göremedim. Üzüldüm. Kuşkusuz değerli dostum Özlem Vardı'nın sağlık problemleri (Özlem, ben de herkes gibi sahneye geri döneceğine yürekten inanıyor ve her an dua ediyorum. Bu sıkıntılar sana vız gelir sakın moralini ve güler yüzünü yitirme) ve daimi refakatçisi tiyatro emekçisi bir diğer pırlanta yürekli arkadaşım Dilek Saygın'ın grubuna vakit ayıramayışı da üretimi sekteye uğrattı ancak diğer arkadaşlar onlarsız niye ayakta kalamadı niye üretemedi sorgulamak lazım.
Ve bir kez daha 27 Mart geldi.
Titredi ruhumun bam teli.
Dünya Tiyatrolar Günü'nde Birkaç genç oluşumun dışında tiyatroya dair hiçbir şey yoktu. Ben bile ikinci kez 27 Mart'ta sahnede olamadım.
Üretemedim. Kahroldum.
Ve ardından sevgili gazeteci büyüğüm Sevcan Abla'nın (Kalıpçinden) arka arkaya sürmanşetten verdiği şehir tiyatrosunun eksikliğine ve neler yapılması gerektiğine dair canlı tanıklı haberlerini gördüm. Gözlerim parladı. Mutlu oldum ancak kaygım dinmedi, dinmiyor. Onlarca insanın hemfikir olduğu ve gördüğü bu eksiği niye irat sahipleri, makam sahipleri görmüyor? Niye enerjisini, makamını, malını mülkünü hayat damarlarımızdan birini daimi olarak bağlamıyor? Niye bu şehre can suyu vermiyor? Açıkça sesleniyorum tüm Çok Önemli Kişi'lere; Ben Emre Sarı, Edirne'de yaşayan bir sanat emekçisi olarak bu şehirde sanat yapılabilmesi için ne yapmam gerekiyorsa onu yapmaya hazırım ve benim gibi düşünen, çeşitli nedenlerle (en başında maddi zorluklar ve teknik imkansızlıklar geliyor) üretemeyen ve el uzatıldığı an canını dişine takacağına inandığım yüzlerce insan olduğuna eminim. Yeter ki seslenin onlar koşa koşa size gelecekler. Elinizi uzatın, sizden aldıkları güçle bu şehre can suyu verecekler.